MARKA TESCİLİNDEN DOĞAN HAKLARIN KAPSAMI VE İSTİSNALARI

1-SMK mad 7- (1) Bu Kanunla sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir.

SMK nun marka sahibine sağladığı marka koruması tescil yoluyla elde edilir ve marka hakkından doğan hakların kullanımı münhasıran marka sahibine aittir.

Türk Marka Hukukunda tescil sisteminde “marka tescilinde öncelik ve teklik” ilkesi geçerlidir. Bu ilke tescilli bir markanın varlığı halinde aynı ve benzer olan işaretin bir başkası adına “mükerrer tesciline” izin vermez

MarkaKHK de yer alan ve SMK ya olduğu nakledilen hüküm gereği marka koruması tescil ile elde edilir. Tescil ile koruma ülke sellik gereğince ancak tescilin yapıldığı ülke ile sınırlı olarak sağlanır.

Önceye dayalı hak sahibi olan kişi, markanın tesciline itiraz etmemiş ve yapılan tescil aleyhine hükümsüzlük davası açmamış olsa bile, tescilli marka hakkı sahibi, daha sonra bu öncelik hakkı bulunan kişiye karşı dava açarak onu bu işareti kullanmaktan men edemez. (11 HD 14.06.2007 T 2007/5787 E 2007/9104 K)

SMK ve Mülga 556 s MarkaKHK marka korumasının tescil yoluyla elde edileceğini kabul etmiş olmakla birlikte, tescilsiz marka sahibinin tescilli marka sahibine karşı, dava konusu edilen markayı tescilsiz kullanmak suretiyle marka üzerinde öncelik hakkına sahip olduğunu, derdest davada def’i yoluyla ileri sürmesini engelleyen yasal biz düzenleme mevcut bulunmamaktadır. Nitekim dairemizin 19.10.2006 Tarih 7175/10558 sayılı kararında da tescilli marka hakkı sahibinin bu işareti önceden beri marka ve sair tanıtma işareti olarak kullanan kişiyi bundan men etmesinin mümkün olmadığı, aynı hususun Türkiye’nin de taraf olduğu TRIPS Anlaşması 16/1 maddesi son cümlesinde “tescilli marka hakkının önceden tanınmış haklara zarar vermeyeceği” şeklinde düzenlemenin de mevcut bulunduğu görüşü açıklanmıştır. (11 HD 12.03.2018T 2016/8837 E 2018/1860 K)

Tescilsiz marka sahibinin tescilli marka sahibine karşı, dava konusu edilen markayı tescilsiz kullanmak suretiyle marka üzerinde bir hakka sahip olduğunu, derdest davada def’i yoluyla ileri sürmesini yasaklayan yasal bir düzenleme mevcut olmadığı gibi tescilsiz marka sahibinin tescilli marka sahibine karşı dava ya da karşı hükümsüzlük davası açmaya zorlamanın da esasen hakkaniyet ilkeleri ile bağdaşmayacağı kuşkusuzdur.(11 HD 23.02.2009. 2007.T 2009/12960 E 2009/1979.K)

Mülga MarkKHK’nin 9. Maddesinde düzenlenen “Marka tescilinden doğan hakların kapsamı” ve 12. Maddesinde düzenlenen istisna, SMK m. 7 hükmü kapsamında tek başlık altında toplanmıştır. SMK hükmü ile gerek hakların gerekse istisnanın kapsamına birtakım yenilikler getirilmiştir.

SMK m. 7/3 hükmünce düzenlenmiş olan marka sahibine tanınan yasaklanabilecek fiiller büyük ölçüde mülga MarkaKHK’dan aktarılmıştır. Bununla birlikte e ve f fıkraları eklenerek mehaz 2015/2436 s AB direktifine ve uluslararası uygulamalara uyum sağlanarak marka sahibinin haklarını genişleten yenilikler getirilmiştir.

SMK m. 7 hükmü bütün olarak aşağıda incelenmiştir:

2 SMK mad 7- ( 2 )  Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir.

Marka sahibinin, izinsiz olarak yapılması hâlinde, aşağıda belirtilen fiillerin önlenmesini talep etme hakkı vardır:

  1. Tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılması.
  2. b) Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması.

Marka hakkına tecavüzden söz edilebilmesi için mütecavizin ürün ambalajında kullandığı kompozisyonun, ürünün nihai tüketiciler nezdinde marka sahibinin markası ile iltibasa neden olacak şekilde düzenlenmiş olması gerekir. 

Bu bakımdan, marka ve ambalajın kullanıldığı ürünlerin tüketici tarafından algılanış biçimi ve bu algılama sonucunda karışıklığa sebebiyet verilerek tüketicinin marka sahibinin ürününü aldığı konusunda yanılgıya düşürülerek mütecavizin ürünlerini satın almasına yol açılmış olmalıdır. (11 HD 11.05.2010 T. 2008/10060 E, 2010/5203 K)

Taraf markaları arasında iltibas tehlikesi bulunup bulunmadığı hususu teknik bilgiyi gerektirmeyip hâkimin hukuki bilgisi dâhilindedir.(11.HD 02.10.2009 T2009/8225 E 2009/9968 K)

  1. c) Aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması.

Tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yarar sağlamaktan kast edilen, tanınmış markanın tüketiciler nezdinde sahip olduğu olumlu imajın hukuka aykırı bir şekilde diğer markaya aktarılmasıdır. Bu yolla tanınmış markanın reklam değeri ve şöhreti sömürülmekte tecilli markanın itibarından dolayı haksız avantaj elde edilmektedir.

Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi hali ise, doktrinde lekeleme olarak adlandırılmaktadır. Bu durumda marka itibarı zarar görecek şekilde küçültücü imaj zedeleyici bir mal ve hizmet için kullanılmaktadır.

SMK 2/c maddesinde sayılan tanınmış markadan haksız yararlanma halleri;

-Somut her olayın özelliklerine

  • Ne kadar tanınmış olduğuna
  • Tanınmış markanın ayırt edicilik derecesinin ne derece yüksek olduğuna,
  • Her iki taraf ait markanın bire bir aynı olup olmamasına
  • Farklı sınıftaki mal ve hizmetin tanınmış markanın asıl olarak kullanıldığı sektör veya sektörlerden ne derece uzak yâda yakın, ne derece farklı olduğuna göre değerlendirilir.

HGK 02.04.2014 Tarih 656/427 sayılı kararına istinaden 556 s KHK 8/4 maddesindeki hallerin varlığı için;

  • Tanınmış markanın aynısı veya benzerinin
  • Farklı tür mal ve hizmetler üzerinde kullanılması nedeni ile
  • Söz konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketicinin bu marka ile tanınmış marka arasında bir bağlantı kurması ve
  • Bu bağlantının yaratacağı olumlu izlenim ve çağrışımla
  • Satın alma tercihlerine yön verilmesi suretiyle tanınmış markadan haksız yararlanma sonucuna yol açılması gerekir.

(3) Aşağıda belirtilen durumlar, işaretin ticaret alanında kullanılması hâlinde, ikinci fıkra hükmü uyarınca yasaklanabilir:

  1. a) İşaretin, mal veya ambalajı üzerine konulması.

             İşaretin mal veya ambalajı üzerine konulması, markanın o ürünün üzerine kolaylıkla çıkmayacak şekilde, müşterinin ürünü satın alırken kolaylıkla görebileceği yerine işaretin baskı yapılması, dikilmesi, yapıştırılması, işlenmesi veya boyanması vb. farklı şekillerde iliştirilmesidir. Ürün üzerine markanın konulmasından amaç ticari etki yaratma olmalıdır. Ticari etki yaratma amacı olmayan kullanımlar marka hakkına tecavüz oluşturmayacaktır.

Markayı, mal veya ambalajı üzerine koymak münhasıran tescilli marka sahibinin hakkıdır. Hukuken tanınmış bir hakkı olmadan ya da hak devri olmadan dolayısı ile hukuka aykırı biçimde kullanılan işaretin ürün veya ambalajının üzerine konulması marka hakkının ihlali niteliğindedir. Bu tür haksız fiil ya da haksız rekabet oluşturan durumlarda, markası bulunmayan ürün ya da ambalajlarına üçüncü kişilerce gerçek marka hakkı sahibinin markası konularak pazara sürülmesi halinde marka hakkı sahibinin işlemi durdurma yetkisi bulunmaktadır.

Bu hükmün ihlalinden bahsetmek için işaretin mal veya ambalaj üzerine konulmuş olması şartı aranacaktır.

İşaretin mal veya ambalaj üzerine nasıl ve ne biçimde konulmuş olduğunun önemi bulunmamaktadır. Markanın malın üzerine konulması demek, kazınarak, kabartılarak, baskılanarak, yapıştırılarak ve benzeri olarak ürünün üzerine pazara sunulması için yer alması, var olması anlamını taşımaktadır. İşaretin ürünün veya ambalajın üstüne konulması ürünlerin pazara sunulması gayesi taşımalıdır. İşareti taşıyan ürünlerin pratikte pazara sunulması önem arz etmemektedir.[i]

  1. b) İşareti taşıyan malların piyasaya sürülmesi, teslim edilebileceğinin teklif edilmesi, bu amaçlarla stoklanması veya işaret altında hizmetlerin sunulması ya da sunulabileceğinin teklif edilmesi.

Buna düzenlemeye göre, haksız işareti taşıyan malın piyasaya sürülmesi, eş değişle ticarete konu edilmesi, haksız kullanma olup, marka sahibi tarafından yasaklanabilmektedir.

İşareti taşıyan ürünlerin teslim edilebileceğinin teklif edilmesi marka hakkına tecavüzün varlığı için yeterli sayılmaktadır. Teslim edilebileceği teklif edilen ürünlerin üretilmiş ve teslime hazır olmasının önemi bulunmamaktadır. Ürünlerin fiilen pazara sunulmasın yanında teşebbüs hali de hukuki yaptırıma bağlanmaktadır.

Markayı taşıyan ürünlerin tüketiciye sunulmak üzere stoklanması, ürünlerin teslim edilmek üzere hazırlanması, teslim edileceğinin vaad edilmesi, işaret altında hizmetlerin sunulması marka hakkına tecavüz niteliğindedir.

Yargıtay 11. HD, 03.02.2009 T, 2007/4912 E, 2009/1164 K sayılı kararında; “davalı taraf, davaya konu ürünlerin bir kısmını, davacının üretim lisansı verdiği dava dışı bir firmadan satın aldığını, bir başka kısmını ise davacı ile lisans ilişkisi bulunduğu eski dönemlerden kalan ve orijinal olduğunu savunmuştur. Ancak, Yargıtay, ürünlerin yetkili bayiden satın alındığının ispat edilemediğini bu sebeple hakkın tüketilmesinin de söz konusu olmadığını belirterek, temyiz talebini reddetmiştir.”

Haksız işareti bulunan ürünün depolanması da haksız kullanma niteliğinde olup, tescilli marka hakkı sahibi tarafından engellenebilir. Düzenlemede yer alan “bu amaçla stoklama” hükmü yanıltıcı ve ispat hukuku dolayısıyla zor olması sebebiyle oldukça fazla eleştiri almıştır.

Haksız işareti taşıyan malın tesliminin önerilmesi de haksız kullanma niteliği taşımaktadır. Ürün üretilmemiş olsa bile haksız işaret bulunan malın önerilmesi, haksız kullanımın varlığına işarettir.

Yargıtay 11. HD, 2013/15291 E, 2014/4255 K, 06.03.2014 T sayılı kararda, “davacıya ait markalarla karıştırılma ihtimali oluşturacak düzeyde benzer bulunduğu; tarafların mal ve hizmetlerinin de aynı veya aynı tür olması nedeniyle davalının tabelalar, kapı üstü, broşür, kartvizit, yastık ve park levhaları üzerindeki kullanımlarının 556 sayılı KHK m. 9/2-b kapsamında yasaklanabilecek davranışlardan olduğu, söz konusu kullanımın 556 sayılı KHK m. 12 kapsamında ad ve soyadın dürüst kullanımı olarak değerlendirilemeyeceği, tarafların faaliyet alanlarının aynı olması sebebiyle davalının ticaret unvanındaki fazladan “-ler” hecesinin ticaret unvanlarını karıştırılmaktan uzaklaştıracak bir farklılık yaratmaya yeterli olmadığı, davalının birleşen davaya konu kullanımının ise davacı markaları ile okunuş, anlam, görünüm ve genel izlenim itibariyle benzer olmadığı gibi ilişkilendirilme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırılma ihtimali yaratacak seviyede de benzerlik bulunmadığı gerekçesiyle, asıl davanın kısmen kabulüne, davalının ibaresini mobilya ve mobilyalar ile ilgili hizmetlerde kullanımının durdurulmasına (ref’ine) ve önlenmesine” karar verilmiştir. söz konusu davadaki ürünlerin piyasada ortalama tüketici gözünde karıştırılma ihtimalinin bulunmasının mahkemece tespit edilmesi durumunda, marka hakkı sahibi tarafından bu kullanımın engellenebileceği vurgulanmıştır. Ayrıca, dosyadaki tarafların çalışma alanlarının aynı olması, davalının ticaret unvanına yalnızca “-ler” ekleyerek karıştırılmaktan uzaklaştıracak bir farklılık yaratmaya yeterli görülmeyerek kullanımı engellemiştir

  1. İşareti taşıyan malın ithal ya da ihraç edilmesi.

Bu düzenlemeye göre markayı taşıyan ürünlerin ithal ve ihracının münhasıran marka sahibine ait bir yetki olduğu belirtilmiştir. İşaretin başka bir ülkede tescilli olması haksız kullanmanın varlığını etkilememektedir.

Yargıtay 11. HD, 08.02.2010 T, 2008/10430 E, 2010/1339 K sayılı kararında, “gümrükte ele geçirilen ürünlerin taklit olduğu, davalının transit beyannamesinde bildirdiği parfümlerin “HUGO” ibareli markasının iltibas oluşturduğu vurgunun “HUGO” kelimesinde toplandığı, zira “FOR WOMEN” ibaresinin anlamının “KADINLAR İÇİN” olduğu ve tanımlayıcı nitelikte olduğu, 556 sayılı KHK’nın m. 61/c ve m. 9/1 hükümlerine göre davalı eylemlerinin marka hakkına tecavüz oluşturduğu, davalının tacir olarak beyan ettiği ürünlerin taklit olduğunun bilmesi gerektiği, ürünlerin pazara sunulup sunulmamasının bir önem arz etmediği gerekçesiyle davacı lehine hüküm kurulmuştur. Mahkemece marka hakkına tecavüzün durdurulmasına, giderilmesine ve “HUGO FORWOMEN” markası adı altında üretim yapılmasının yasaklanmasına sadece bu markayı üretmeyi sağlayan eşyaya el konulmasına, taklit olan ürünlerin imha edilmesine karar verilmiştir.”

ç) İşaretin, teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarında kullanılması.

Hak sahibi olmayan üçüncü kişiler tarafından markanın aynı mal ve hizmetlerle ilgili olarak Basılı evrak, kartvizit, eşantiyon ürünleri, tanıtım afişleri, broşürler ile yazılı, sözlü, görüntülü reklamlarda kullanılması marka hakkına tecavüz için yeterlidir.

Bu düzenleme

  • Tecavüzde bulunanın markayı taşıyan ürünün aynısını veya
  • Benzerini üretmesi veya
  • Markayı ürettiği ürün veya ambalajın üzerinde kullanması şartı aranmaksızın
  • Tescilli marka ile aynı veya benzer bir markanın
  • Aynı veya benzer ürün ve hizmetlerle ilgili konuda faaliyette bulunan bir teşebbüsün
  • iş evrakında ve
  • reklamlarında kullanılması marka hakkına tecavüz teşkil ettiğinden marka sahibi tarafından engellenebileceği hükme bağlanmıştır.

Yargıtay 11. HD, 2014/15471 E, 2015/558 K, 19.01.2015 T sayılı kararda, “davacı vekili, müvekkilinin tanınmış …. markasının sahibi olduğunu, davalıya ait işletmenin girişinde ve giriş üstünde yer alan iki ayrı tabelada müvekkili markasının izinsiz olarak kullanılmakta olduğunu, davalının eyleminin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğini ileri sürerek, davalının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil eden eylemlerinin men’ini, eski halin iadesi ile tecavüz fiiline konu tabelaların imha edilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini istemiştir. Yerel Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava açıldıktan sonra davalının tabelayı tecavüz teşkil eder haliyle bir müddet daha kullandığı , daha sonra davalının tabelayı 556 sayılı KHK’nın 12. maddesine uygun hale getirdiği, bu durumda mevcut, devam eden ve kaldırılması gereken bir tecavüzün varlığı olmadığından ref talebinin konusuz kaldığı, ancak men talebi ile ilgili ihlal oluşturan muhtemel kullanımların devam etmesi riski bulunduğundan davacının hukuki yararı bulunduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, davalının dava açılmadan ve dava tarihindeki kullanımının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet yarattığının tespiti ile tecavüzün menine, tecavüz oluşturan her türlü kullanımın önlenmesine, ref istemi yönünden yargılama sırasında tecavüz teşkil eden tabela kaldırıldığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Yargıtay yerel mahkemece verilen kararı usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması gerekçesiyle onamıştır”

  1. d) İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olmaması şartıyla işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerde kullanılması.

İş bu hüküm ile, İşareti kullanan kişinin,

işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bir bağlantısı olmaması ve

-dolayısıyla kötüniyetli olması koşullarıyla,

işaretin aynı veya benzerinin internette ticari etki yaratacak biçimde, alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerde kullanılmasının önüne geçilmiştir.

İnternet sitesi sahipleri içinde markalarını içeren bazı anahtar sözcükleri reklamcılara belirli bir bedel karşılığında vermektedirler. Böylece ilgili arama sitesinde o anahtar sözcük yazılarak arama yapıldığında, arama sonucuyla birlikte reklam da yer almaktadır. Bedel karşılığında alınan anahtar sözcüklerin kullanımının haksız rekabet hükümleri kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği tartışmalıdır. Burada aslolan, reklamcıların bu ürün veya hizmetleri kullanırken tüketiciye tanıtımı düzgün ve kapsamlı yapmasıdır. Tanıtımın reklam niteliği taşıyıp taşımadığına bakılmalıdır.

 Madde hükmüne göre işareti kullanan üçüncü kişinin işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bir bağlantısının olmaması, kötü niyetli olması koşulları altında işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerde kullanılması yasaklanmıştır.

Başka bir değişle internette bir marka üçüncü kişiler tarafından kullanılıyor ve bu kullanım ticari etki yaratıyorsa marka hakkına tecavüz söz konusudur

556 s Marka KHK M9/2 bendi uyarınca meşru bir bağlantı olmaması koşulu ile markanın bir başkası tarafından internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı olarak kullanımı aynı KHK nın 62.Maddesine göre marka hakkına tecavüz oluşturur ve marka hakkı sahibi üçüncü kişinin bu eyleminin yasaklanmasını isteyebilir. Tecavüzün önlenmesi davası, muhtemel bir tecavüz tehlikesinin (İhtimalinin) varlığı halinde de açılabilir. Bu durumda fiili kullanım koşulu aranmaz. (11.HD 14.02.2018 T 2016/6743 E 2018/1054 K)

  1. e) İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması.

SMK m. 7/3-e ile tescilli bir markanın sahibinin tescilli markayı oluşturan işaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak başkaları tarafından kullanılmasını yasaklama hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Mülga 556 s MarkaKHK’da böyle bir düzenleme bulunmamaktadır. KHK döneminde tescilli ticaret unvanları ve işletme adlarının tescil edildiği şekilde kullanıldığı sürece, bu tip kullanımın marka hakkına tecavüz veya haksız rekabet sayılamayacağı ve kullanımının yasaklanamayacağı yönünde Yargıtay kararları bulunmaktadır.

 Davalının Ticaret unvanını ve işletme adını tesciline uygun şekilde kullandığı ve amacının davacı markası ile iltibas yaratmak olmadığı, davalının tescilli ticaret unvanı ve işletme adı doğrultusunda ki kullanımının davacının marka hukukuna tecavüz ve haksız rekabet olarak değerlendirilemeyeceği (11.HD 12.04.2010 T 2008/12468 E 2010/4026 K) 

Ticaret unvanının tescilli olduğu biçimde kullanılması halinde; esasen ticaret unvanının kullanım amacının bir tacirin diğerlerinden ayırt edilmesini sağlaması, markanın ise bir işletmenin mal ve hizmetlerinin diğer işletmelerin mal ve hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması amacına hizmet etmesi sebebiyle marka ve ticaret unvanının fonksiyonlarının bir birinden farklı olmalarından dolayı, iş bu davada davacının 556 s KHK 9 ve 61 maddelerine dayalı olarak davalı unvanındaki ibarenin terkinin talep etme hakkı bulunmamaktadır. (11.HD 10.02.2014 T 2012/19167 E, 2014/2195 K)

  1. f) İşaretin hukuka uygun olmayan şekilde karşılaştırmalı reklamlarda kullanılması.

Karşılaştırmalı reklamlar, bir markanın ürün veya hizmetinin, başka bir markanın ürün veya hizmetinden daha çekici veya daha iyi olduğunu göstermek için yapılan reklamlardır.

SMK (m. 7/3-f) Tescilli bir markanın sahibi markasını oluşturan işaretin hukuka uygun olmayan şekilde karşılaştırmalı reklamlarda kullanılmasını yasaklayabilir. Burada hukuka uygunluğun ölçütü ise dürüstlük kurallarıdır. Karşılaştırmalı reklamın hukuka uygun sayılabilmesi için, karşılaştırmanın aynı amaca yönelik mal veya hizmetler arasında dürüstlük kuralları çerçevesinde yapılması ve yanlış, yanıltıcı ya da rakibin emeğini sömürücü veyahut kötüleyici beyanlarla yapılmaması gerekir.

(4) Markanın sahibine sağladığı haklar, üçüncü kişilere karşı marka tescilinin yayım tarihi itibarıyla hüküm ifade eder. Ancak marka başvurusunun Bültende yayımlanmasından sonra gerçekleşen ve marka tescilinin ilan edilmiş olması hâlinde yasaklanması söz konusu olabilecek fiiller nedeniyle başvuru sahibi, tazminat davası açmaya yetkilidir. Mahkeme, öne sürülen iddiaların geçerliliğine ilişkin olarak tescilin yayımlanmasından önce karar veremez.

(5) Marka sahibi, üçüncü kişiler tarafından dürüstçe ve ticari hayatın olağan akışı içinde, markasının aşağıda belirtilen biçimlerde kullanılmasını engelleyemez:

  1. Gerçek kişilerin kendi ad veya adresini belirtmesi.

Tescilli marka sahibi üçüncü kişinin kendi adı veya adresini ürün veya hizmetlerini ayırt ederken kullanımını SMK m. 7/5 hükmüne dayanarak engellenemeyecektir.

  1. aa) Ad Olarak Kullanım

Marka olarak daha önce başvurusu yapılmış bir kişi adının, ticari alanda aynı mal veya hizmetlerle ilgili ticari faaliyet gösteren bir başka kimse tarafından ticaret unvanı olarak kullanılması, marka hakkı sahibi tarafından engellenemeyecek türden haklı kullanımlardandır. Kişilerin ad ve soyadlarının, ticari veya sınai faaliyetlerde ayırt edici olarak kullanımı kısıtlanamayan bir şahsi hakkı niteliği taşımaktadır. Keza, gerçek kişi tacirler için ticaret unvanı bakımından ad ve soyadı kullanımı TKK m. 41/1 kapsamında yasal bir zorunluluktur. Buna göre, gerçek kişi tacirin ticari faaliyetler bulunabilmesi için ticaret unvanının zorunlu çekirdeğinin kendi isim ve soy isminden oluşması gerekmektedir.

Ancak tanınmış markalarda, markanın tanınmışlığından açıkça faydalanma kastının bulunduğu zamanlarda gerçek kişi tacirin ad soy adından oluşan markalar tescillerinde dürüstçe kullanımından bahsetmek mümkün değildir.

Yargıtay 11. HD, 16.12.2003 T, 2003/5564 E, 2003/11974 K sayılı kararında: “Davacının “İÇİM”, “F1 İÇİM”, “F1 İÇİM+ŞEKİL”, “F1İÇİM SÜT + ŞEKİL” markalarının tescilli sahibi olduğunu, anılan markaların 50 yıldan bu yana kullanıldığını ve tüketici nazarında tanınmış olduğu, davalı K1’nün “İÇEN Süt Ürünleri + Şekil” unsurlu 29. sınıf emtialarla kullanmak üzere 22.12.1999 tarihinde marka tescili başvurusunda bulunduğunu, anılan markanın müvekkilinin markası ile iltibas oluşturduğunu, Markalar Dairesi Başkanlığı ve Yeniden İnceleme Değerlendirme Kurulu’na yapılan itirazın reddedildiğini ileri sürerek, red kararın iptali ile davalı markasındaki “İÇEN” ibaresinin terkinini istemiştir. 556 sayılı KHK’nın dürüst kullanım ilkesinin düzenlendiği 12. maddesi gereğince, davalı marka sahibinin soyadının “İÇEN” olması nedeniyle, davalının bu adını markasında kullanmış olmasının kötüniyetli olduğunun ispatlanamamış bulunmasına göre, davacı ve müdahil vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.”

Söz konusu madde hükmündeki “kişi” ifadesi mülga 556 sayılı KHK döneminde gerçek kişilerle birlikte tüzel kişileri de kapsıyordu. Hatta Yargıtay’ın bir kararı, hukuka uygun olarak kullanılan markanın zorunluluk olmadığı halde başkasının markasından yararlanmak amacıyla olan kullanımlarının SMK m. 7/5 hükmüne aykırı olduğunu destekler niteliktedir; Davacı vekili, müvekkilinin 88548 tescil numarası ile 5, 29, 30, 31, 32. sınıflarda 05.11.1995 tarihinde “PINAR” markasını, 200423 tescil numarası ile de 20. ve 30. sınıflarda 16.11.1998 tarihinde “PİZATTO PINAR + Şekil” markasını tescil ettirdiğini, davalılardan P. Z.’ın 24.11.1999 tarihinde “K+KIRKPINAR” markasını 29. sınıfta hazır yemek emtiasında kullanılmak üzere diğer davalı nezdinde başvuruda bulunduğunu, 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 7/1 ve 8/4 madde hükümlerine dayanılarak yapılan itirazın en son Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun 16.11.2000 tarihinde reddettiğini ileri sürerek, kararın iptalini talep ve dava etmiştir. Mahkemece, davacı markalarının tanınmış marka olduğu, “PINAR” kelimesinin esaslı unsur olarak davalı markasında yer aldığı, iltibas halinin bulunduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir. Davacının “PINAR” ve “PİZATTO PINAR + Şekil” markaları ile davalının tescil başvurusunda bulunduğu “K+KIRKPINAR” markasının, görsel, biçimsel, anlamsal, sescil benzerlik, çağrıştırma, genel görünüm ölçütleri bakımından karşılaştırılması yapıldığında, davalı markasının davacı markası ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar aynı ya da benzer olmadığı, halk tarafından karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, davacı markası ile ilişkili olduğu ihtimalini kapsamadığı sonucuna varılmalıdır. Diğer anlatımla, 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. ve 8. madde hükümlerindeki mutlak ve nisbi red nedenlerinin davacı lehine olan koşulları oluşmamıştır. Öte yandan, davalının markasında geçen “KIRKPINAR” ibaresi, onun aynı zamanda soyadıdır. Aynı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesi, kişi adlarının marka olarak tesciline olanak vermekte, 12. maddesinde de “dürüstçe ve ticari veya sanayi konularıyla ilgili olarak kullanılmaları koşulu ile kişi adının kullanılmasını marka sahibinin engellemeyeceği” hüküm altına alınmıştır. Az önce belirtilen 12. madde hükmünün, ticaret ve sanayideki dürüstlük kural ve uygulamalarına aykırı düşmemek koşulu ile kişi adının marka olarak kullanılabileceği anlamına geldiği, böyle bir kullanım ile iltibas yaratılmaya gayret ediliyor veya o şekilde kullanma bir zorunluluk olmadığı halde sırf başkasının markasından yararlanmak amacıyla bu madde hükmü bahane ediliyorsa dürüst bir kullanımdan söz edilemeyeceği doktrinde kabul edilmiştir. Somut olayda, davalının açıklanan 12. madde hükmüne aykırı tarzda dürüstçe olmayan bir kullanımının varlığı iddia ve ispat edilememiştir.

Ancak, gerçek veya özel kişi sınırlaması düzenlemede mevcut olmadığından CJEU, mülga 89/104 düzenlemesi m. 6/1-a ile “kişi” ifadesinin gerçek kişilerle birlikte tüzel kişileri de kapsadığı görüşündeydi. Ancak, 2015/2436 sayılı yeni AB Marka Direktifiyle birlikte 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu da ticaret unvanı biçimindeki kullanımları kapsam dışı bırakmıştır.

  1. bb) Adres Belirtme Olarak Kullanım

Kullanılan ibarenin bir başkasının markası olması, üçüncü kişinin adres olarak markayı kullanımına engel teşkil etmemektedir. Çünkü ticari faaliyetlerde bulunan kişilerin adreslerini ürün veya hizmetlerin ambalajlarında, etiketlerinde, reklam ve ilanlarında gösterilmesi zorunludur. Marka korumasının kapsamını gereksiz bir şekilde genişleterek bu türden kullanımlara marka sahibi tarafından izin verilmemesi ticari hayatta birçok sorunu beraberinde getirecektir ve marka koruması üçüncü kişilerin zararına neden olabilecektir. Mesela, marka hakkı koruması altında bulunan ve tanınmış marka olan Uludağ Gazozları’ ndaki “Uludağ” kelimesinin veya Kavaklıdere Şaraplarındaki “Kavaklıdere” kelimesinin, aynı türden ürünleri pazara sunan bir başka ticari işletme tarafından ürünlerin ambalajları üzerinde adres göstermek amacı ile kullanılması dürüst kullanım kapsamında değerlendirilmelidir.

Yargıtay 11. HD, 17.04.2008 T, 2006/12863 E, 2008/5125 K sayılı kararında, “Kemer” ibareli markanın İstanbul’un Kemerburgaz ilçesinde bulunan inşaat işinin adresini bildirmek amacıyla tescil ettirdiği ve bu amaçla kullandığı yönündeki savunmayı reddetmiştir. Yargıtay, kararında “Kemer” ibaresinin Kemerburgaz kelimesini ifade gücü, anlamı ve işlevi bulunmadığı gerekçesiyle, 556 sayılı KHK’nın 12. maddesine uygun bir adres unsuru olarak kabul etmemiştir.” Buradan da açıkça anlaşıldığı üzere, üçüncü kişilerin kendi adreslerini mallarının ambalajında, etiketinde, reklam ve ilanlarında, adres olarak kullanıldığının sıradan bir tüketici tarafından anlaşılacak biçimde olması gerekmektedir.

  1. b) Malların veya hizmetlerin türüne, kalitesine, miktarına, kullanım amacına, değerine, coğrafi kaynağına, üretim veya sunuluş zamanına ya da diğer niteliklerine ilişkin açıklamalarda bulunulması.

Bir işaretin marka olarak tescil edilebilmesi için söz konusu işaretin başka bir ürün veya hizmeti ifade eden marka ile bir ilişkisinin varlığının müşterinin zihninde çağrıştırmaması gerekmektedir. Ayrıca, ürün veya hizmetin yöneldiği tüketicinin toplumsal düzeyi ve durumu, bir işaretin marka olarak tescilinde etki eden unsurlardır.

 

Marka sahiplerinin yalnızca aynı veya benzeri mal veya hizmetleri kapsayan diğer markaların tescilini engelleyebileceği kuralında istisna bulunmaktadır. Bu istisna ancak toplumda tanınırlığını sağlamış markalar için geçerlidir. Toplumda tanınmışlık düzeyine erişmiş tescilli bir markanın aynısını ya da benzerini farklı bir ürün ya da hizmette tescil ettirmek isteyen kişinin tescil başvurusu, ancak tescil ettirmek istediği markanın toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle kendisine haksız bir yarar sağlayabilecek, markanın itibarına bir zarar verebilecek veya ayırt edici karakterini zedeleyebilecek ise engellenebilir. Bu işaretlerin kullanımına izin verilebilmesi için bu kullanımın “açıklama amaçlı” ve “dürüstçe” gerçekleştirilmesi gerekir. Üçüncü bir kişinin sırf bir başkasının itibarlı kılınmış markasını kullanmak suretiyle haksız avantaj elde etmek veya bir markanın ayırt edici karakterine zarar vermek niyetinde olduğunun anlaşılması halinde, davranışının ticari teamüller ve SMK m. 7/5 kapsamında hukuka aykırı sayılacağı açıktır.

  1. aa) Ürün veya Hizmetlerin Türüne Dair Bilgi Verme

Hukuka uygun kullanım türlerinin en yaygın ve tartışılan türü hizmetin veya ürünün cinsini, niteliğini göstermek için kullanılması diyebiliriz. Bu türlü kullanımda işaretler marka tescili için mutlak red sebebidir ve tasviri işaretler olarak tanımlanmaktadır. Tasviri işaretler bir şekilde veya bir nedenle mutlak red sebebi incelemesine tabii tutulmadan tescil edilmişse, SMK m. 5/2 maddesi gereği kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanıp kazanmadığına bakılarak yeniden inceleme yapılır. Yapılan inceleme sonucunda kullanıma bağlı olarak ayırt edici nitelik kazanmışsa tasviri işaretler hukuka uygun kullanımın en tartışmalı biçimi olur ve tescili reddedilmez. Bu türlü kullanımlar CJEU kararlarında ve hukukumuzda tanımlayıcı kullanım olarak adlandırılmaktadır.

Yargıtay 11. HD, 24.03.1997 T, 1997/9129 E, 1997/1965 K sayılı kararı  “tanımlayıcı kullanım hakkında verdiği bu kararda, LYCRA markasının sattığı ürünlere ait faturalarda LYCRA ibaresinin bulunmasını, marka olarak değil polyester ve viskon kumaşların hammadesini göstermek amacıyla olduğunu ve üçüncü kişiler tarafından bu türlü kullanılmasını hukuka uygun bulmuştur.” Niteliği belirtilen bir ibarenin marka olarak tescili durumunda, ticari teşebbüslerin ürün ve hizmetlerin nitelikleri ile ilgili açıklama yapmaksızın kullanmaları marka sahibi tarafından engellenemeyecektir.

“DERİDEN” tescilli markasındaki ibarenin ürün veya hizmetler üzerinde “deriden ayakkabı, kemer vb.” gibi deriden üretildiğini düşündürten kullanımları SMK m. 7/5 anlamında dürüst kullanıma uygundur, marka hakkı sahibi tarafından engellenemez. Yargıtay’ın bu yöndeki kararlarının istikrarlı olduğu görülmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin verdiği Yargıtay 11. HD, 17.10.2011 T, 2011/11797 E, 2011/14047 K sayılı .POLIVAKS kararında, “POLIVAKS” ibaresinin kimyasallarda kullanılan bir vaks çeşidi olması sebebiyle, başka bir sektörde bu ibarenin kullanımı SMK m. 7/5 kapsamında kabul edilmiş ve haksız rekabet hükümlerinin dışında bırakılmıştır.

Yine aynı Daire’nin verdiği HORTUM MARKET kararında, 17. ve 35. sınıflarda tescilli “hortummarket+şekil” ibaresinin, hortum ürününü satan bir kimse tarafından işyerinde ve internet üzerinde kullanımı dürüst kullanım kapsamında değerlendirilmiştir[ii].

Hizmet markalarında da durum pek farklı değildir. Şöyle ki; verilecek olan bir ürün veya hizmetin mahiyetini belirtmek için yapılan kullanımlarında hukuka uygun kullanım olarak değerlendirilebilecektir. Yargıtay 11. HD, 27.11.2012 T, 2011/12475 E, 2012/19289 K sayılı hizmet markalarıyla ilgili verdiği bir kararında, “AÇIK EMAR+şekil” şeklindeki bir marka tescilinde, “AÇIK MR” ibaresinin tıbbi sektörde görüntüleme cihazı olarak kullanılması nedeniyle açılan davada, yerel mahkemenin ibarenin “doku görüntüleme” sisteminin ismi olduğunu, bu türlü kullanımın verilen hizmetin adını ve cinsini göstermesi sebebiyle marka hakkına tecavüz kapsamına sokulamayacağı kararını onamıştır.

Ürün veya hizmetin mahiyetini isim olarak içeren kullanımlar da hukuka uygun kullanımdır ve marka hakkına tecavüz olarak görülmeyip tescilli marka hakkı sahibi tarafından engellenemeyecektir. Yargıtay 11. HD, 17.01.2011 T, 2009/7086 E, 2011/196 K sayılı bu türlü kullanım için verdiği bir kararında; “..davacının markasında yer alan “G.” ibaresi ile davalının kullandığı “G. B.” ibaresinin ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğu, ancak davalının “G. B.” ibaresini marka olarak değil tasviri işaret olarak dürüstçe ve ticari konusuyla ilgili olarak sadece kokunun cinsini, niteliğini belirtmek amacıyla 556 sayılı KHK’nın 12. maddesi kapsamında kullandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir”. Ancak, tanımlayıcı kullanımlarda üçüncü kişilerin tescil edilmiş, tescili devam eden ya da ayırt edici nitelik kazanmış markasının aynısının ya da ayırt edilmesi neredeyse imkansız olacak kadar taklit edilmiş bir başka ürünün kullanımına SMK m. 7/5 kapsamında yasal olarak izin verilmemektedir.

Yargıtay HGK, 11.05.2016 T, 2014/11-697 E, 2016/607 K sayılı; marka tescilinin sahibine tescile konu kelime veya işaretin üçüncü kişiler tarafından her türlü kullanımını değil, iltibas oluşturacak benzerini kullanma veya tescilini engelleme hakkı tanıdığı, davacı markaları ile davalı markasının “Bisküviler”, “Baklavalar”, “Donmuş Yoğurt” ve “Dondurmalar” emtiaları bakımından 556 sayılı KHK’nın 8/1-b hükmü anlamında benzer olmadıkları, diğer emtialar bakımından benzer oldukları gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, davacı adına tescilli “Kaymaklım” markasının “bisküvi” emtiası yönünden kullanımla ayırt edici hale geldiğinden kabulü ile davanın “bisküvi” emtiası yönünden de kabulüne karar verilmesi gerekirken, yerinde görülmeyen yazılı gerekçelerle hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiştir. “Bisküvi” emtiası yönünden benzerliğin bulunmadığı, davalı markasındaki “kaymaklı” ibaresinin tanımlayıcı nitelikte kullanıldığı ve ayırt ediciliğinin bulunmadığı gerekçesiyle karar bozulmuştur. Bir markanın, “ayırt ediciliği” ile “bir başka marka ile karıştırılma ihtimali” birbirine benzer kavramlar olmasına rağmen farklı yorumlanmalıdır. Şöyle ki, SMK 4. maddesi gereğince ayırt ediciliğin tespitinde markanın içerdiği işaretlerin kendisi dikkate alınmaktadır. Ayırt edicilik için işaretin ayırt edici mahiyette olup olmadığı araştırılmakta iken, karıştırılma ihtimalinde bir marka, başka bir marka ile karşılaştırılmaktadır.

  1. bb) Ürün veya Hizmetlerin Kalitesine Dair Bilgi Verme

Üçüncü kişilerin ürünün veya hizmetin sahip olduğu kaliteyi belirterek kullanması SMK m. 7/5 kapsamındadır ve marka sahibi tarafından kullanım engellenemez.

Örneğin, %100 pamuk içeren ürünleri satan bir markanın ürünlerini üçüncü kişi, ürünlerin %100 pamuk olduğunu belirterek satabilmektedir. Üçüncü kişi tarafından ürünlerinde “PAMUKTAN” ifadesinin kullanılıyor olması, ürünün %100 pamuktan oluştuğunu müşteriye iletme amacı taşıyorsa hukuka uygun bir kullanımdır. Başka bir örnek vermek gerekirse, üçüncü kişi VIP hizmet veren bir otel zincirine ait markayı müşteriye sunarken hizmet kalitesinin en üst segmentte olduğunu belirtebilmektedir. Bu türlü kullanımlar iltibas yaratacak veya ticari teamülleri yok sayacak biçimde olmadığı sürece hukuka uygun kullanımlardır ve tescilli marka hakkı sahibi tarafından önlenememektedir.

  1. cc) Ürün veya Hizmetlerin Miktarına Dair Bilgi Verme

Üçüncü kişinin ürün veya hizmetlerin miktarını belirtilerek yaptığı kullanımlar SMK m. 7/5 kapsamındadır ve tescilli marka hakkı sahibi tarafından bu türlü kullanım engellenemeyecektir.

Örneğin, üçüncü kişinin X marka pet şişelerde su ticareti yapan bir firmada müşteriye ürün veya hizmetlerini sunarken paketli ürün miktarı veya litre sayısı belirterek sunması ve bu miktarlar üzerinden fiyatlandırma yapması hukuka aykırılık teşkil etmeyecektir.

çç) Ürün veya Hizmetlerin Kullanım Amacına Dair Bilgi Verme

Ürün veya hizmetlerin hangi amaca yönelik olduğunu belli ederek kullanan üçüncü kişilerin bu türlü kullanımları, SMK m. 7/5 kapsamındadır ve hukuka uygun bir kullanımdır.

Yargıtay tarafından verilen kararda, dava konusu marka olan bebek mamalarının üzerinde yer alan PKU ifadesinin kullanımı nedeniyle, yerel mahkemede bu kavramın tıp sektöründe oldukça yaygın kullanılan bir çocuk hastalığının kısaltılmış olması sebebiyle, kullanılan PKU kavramının marka hakkına tecavüz veya haksız rekabet hükümleri kapsamında kalmadığından reddetmiştir. Söz konusu kararın gerekçesinde PKU ibaresinin kullanımının dava konusu marka olan bebek mamasının, PKU diye tanımlanan çocuk hastalığı tedavisinde kullanıldığının belirtilmek amacıyla yazıldığı ve hukuka uygun olduğunu ifade etmiştir.

USPTO temyiz kurulu tarafından verilen “THE EGG” kararında, “THE EGG” ibaresinin marka tescil başvurusu reddedilmiştir. Şöyle ki, 10. Sınıfa dahil kozmetik cilt renklendirme cihazları ile ilgili üretilen söz konusu ürünün yuvarlak ve yumurta biçiminde olması dolayısıyla talep edilen “THE EGG” ibaresinin, cihazın karakteristik özelliğini yansıtmadığı, dolaylı nitelikli olduğu, ürünün kullanım amacının cilt tonu eşitleme olduğu ancak marka tescil talebinde bulunulan ibarenin, cihazın kullanım amacından uzak bir ibare olması sebebiyle “THE EGG” ibaresinin marka tescil talebi reddedilmiştir.

Başka bir örnek olarak, uydu alıcı sistemlerinden LG televizyon markası ile uygun ve düzgün çalıştığını anlatmak amacıyla “LG marka televizyonlar ile uyumludur” ibaresinin kullanımında geçen LG markası dürüst kullanım ilkesine uygun olarak kullanılmıştır. LG markasından haksız yararlanma kastı bulunmaksızın yalnızca kullanılan uydu alıcı cihazın taşıdığı nitelik gereği kullanım amacına yönelik açıklama yapılmıştır.

Yargıtay 11. HD, 29.02.2008 T, 2008/611 E, 2008/2338 K sayılı kararında internet sitesinde ticari reklam yapmak için kullanılan “arama konferansı organizasyonu” ibaresi ile sunulan hizmetin belirtilmiş olması, ibarenin ortalama toplum düzeyinde konferans türü olarak algılanması üzerine yürütülen uyuşmazlıkta, kullanım türünün dürüst kullanım ilkesine uygun olup olmadığını incelemiştir. Yargıtay tarafından hukuki uyuşmazlıkta değerlendirilen esas unsur kullanımın iltibas yaratıp yaratmadığıdır.

Yukarıdaki açıklama ve örneklerden de anlaşılacağı üzere, kullanım amacına yönelik açıklamaların iltibas yaratma amacı bulunmaksızın ve ayırt edici niteliği bulunduğu sürece ürün veya hizmetlerde belirtilmesi dürüst kullanım ilkesi kapsamında değerlendirilmektedir.

  1. dd) Ürün veya Hizmetlerin Değerine Dair Bilgi Verme

6769 sayılı SMK m. 7/5 kapsamında marka sahipleri, üçüncü kişilerin ürün veya hizmetlerin değerini açıklar nitelikteki kullanımlarını marka sahibi engelleyememektedir.

Örneğin, el yapımı ürünlerin satıldığı bir ticari işletmede satılan ürünlerin el emeği ile yapıldığının, bir benzerinin olmadığının, dünyada tek olduğunu bu sebeple çok özel parçalar olduğunun belirtilmesi tescilli marka sahibi tarafından önlenemez. Ürünlerin tek ve değerli olduğunu belirtmek için ürün üzerinde “SANA ÖZEL” gibi ibarelerin kullanılması ürünün tek olduğunun belirtilmesi gayesi taşıyan bir kullanımsa SMK m. 7/5 kapsamındadır ve hukuka uygun bir kullanımdır.

Başka bir örnek olarak, bebek bezi üretimi yapan bir fabrikanın ürettiği ürün veya hizmetlerin üzerine tüketiciyi bilgilendirme amaçlı “Türkiye’de ilk ve tek, doğal bambudan elde edilmiş emici lifler” ibaresi, tüketicide ürünün içeriğinde bambudan elde edilmiş lif bulunduğunu, ürünün içeriğinde kullanılanların Türkiye’de ilk ve tek olduğunu belirtme amacı taşımaktadır. Burada söz konusu fabrika rakiplerinden farklı hammadde ile ürün veya hizmetlerini oluşturduğunu tüketiciye bildirmektedir. Haksız yararlanma ve iltibas kastı barındırmayan bu türlü kullanımlar SMK m. 7/5 kapsamındadır. Veya sakız adasındaki özel damla sakızı ağaçlarından elde edilen damla sakızlarıyla oluşturulan gıda ürün veya hizmetlerinin piyasaya sürülürken üzerinde “Sakız adasındaki damla sakızı ağaçlarından elde edilmiştir” ibaresinin bulunması ürün veya hizmetlerin özünü oluşturan damla sakızının nadir bulunan ve değerli hammadde olduğunun belirtilme gayesi taşıması sebebiyle dürüst kullanım ilkesi kapsamında kalmaktadır.

  1. ee) Ürün veya Hizmetlerin Coğrafi Kaynağına Dair Bilgi Verme

Coğrafi yer adlarını taşıyan tescilli markaların üçüncü kişiler tarafından kullanılması hukuka ve dürüst kullanım ilkesine uygun kullanımlardandır. Ancak, Yargıtay, coğrafi yer adı taşıyan markanın tanınmış marka olması durumunda veya coğrafi yer adı taşıyan markanın iltibas yaratmak amacıyla kullanılıyor olması durumlarında kullanımın ticari teamüllere aykırı olduğu ve SMK m. 7/5 kapsamında olmadığı görüşündedir.

[i] Özlem Yaman Marka Hukukunda Dürüst Kullanım İlkesi Maltepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü 2019

[ii] Yargıtay 11. HD, 12.01.2015 T, 2014/15522 E, 2015/123 K sayılı kararı: “.. Mahkemece, dosyaya sunulan fotoğraflardaki kullanım şekline göre, davalı şirketin iş yerinde ticari işletme adı olarak çok büyük boyutta puntolarla ve ön planda “….” ibaresini kullandığı, ayrıca çeşitli nitelik ve boyutta hortum satmakta olduğuna işaretle daha küçük puntolarla iş yeri tabelasında ve vitrin camında “…, …, ….,…., …, …” ibarelerini kullandığı, davalı şirketin bu kullanımının 556 sayılı KHK’nın 12. maddesi anlamında “dürüst ticari kullanım” olarak yorumlanması gerektiği, davalının bu ibareleri işyerinde satılan malları tanımlamak amacıyla kullandığı, internet kullanımlarının da bu mahiyette olduğu, ayrıca davacı dürüstlük kuralına aykırı bazı iddialara yer vermiş ise de, haksız rekabet iddiasına dayalı bir talepte bulunulmadığından taleple bağlı kalınarak, bu hususun tartışılmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir”.